Sevmek ve Ayrılık üzerine yazı

tarafından yazılmıştır.
164
Sevmek ve Ayrılık üzerine yazı

Öncelikle bu müziği kısık ses ile açın ve alttaki yazıyı okuyun.

Bugün;

Gittiğin o yerde senin gelmeni bekledim. Oturduğun sandalyeye oturdum, aynı açıdan denize baktım. Nefes aldığın o yer, saçların gibi dağınık, ellerin gibi sıcaktı. Kokun hala terk etmemişti masayı. Garsona iki çay söyledim, sonra bekledim yolunu. Sen gelmedin ben soğudum, çayın üşüdü.

İnan gelmediğin günden beri kendime gelemiyorum.

Sanki evim, yolum, şehrim sana ait. Sensizlikten kaçamıyorum. Yokluğunu anlatmak için yeni bir dil icat edilse, yine de eksik kalır eksikliğini anlatmaya. Senin vücudunun dışında kalan her yer sana muhtaç, bilmiyorsun. Bu hayat savaşında bana sığınak oluyor gülüşün.

Seni düşününce iyi şeyler geliyor aklıma.

Kim bilir belki de, nüfus kütüğünde, aynı defterin karşı sayfalarında yazılıdır adımız. Akşam mesai bitince ve memur kapatınca o defteri, sarılıp uyuyoruzdur. Adının mürekkebi bulaşıyordur adıma. Belki de maviyi bu yüzden seviyoruzdur.

Sana göz mesafesinden “sevgilim” diye seslenmek varken, mektup mesafesinden siz diye hitap etmek zorunda kalmak ölüme benziyor. Senin hayatında sana Türkçe’de üçüncü tekil şahıs oluyorum. Çünkü biliyorum ki rujundan, tokandan, ayakkabından, hatta yalnızlığından bile az seviyorsun beni. Yalnız bunu düşünmek bile, intiharı andırıyor.

Bizi aynı sokakta karşılaştırmayan şehre, aynı yazıda buluşturmayan kadere, aynı otobüse bindirmeyen şoföre ve aynı fotoğrafa çekmeyen fotoğrafçıya kırgınım. Aslına bakarsan en çokta ayaklarına dargınım. Tabiatın en muhteşem varlığını taşıyan o ayaklarına söyle, ne olur bir kez de bana getirsin seni.

Hayallerini omuzla gel.

Seni sen olmaktan usandıran yükünü indir yüreğinden. Kimse için değişme, kimse için vazgeçme kendin olmaktan. Olduğun gibi gel, sevdiğin gibi, bildiğin gibi gel. Çünkü ben seni sana rağmen seviyorum.

Gel,

Can çekişen yaşam sevincimden öp. Hayata döndür çocuklarımızı. Sonra sana “aşkım” diye seslenirken ağzımdan öp. Aşkı ağzımdan al, benden çok yaşa…
[Atakan Gülgar]